Son Paylaşımlar

nedir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nedir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kemanın yayları ne ile yapılır?


Keman yayları kedi bağırsağından yapılmaz, hiçbir zaman da yapılmamıştır.

Bu efsane Ortaçağ İtalyan keman ustalarının, enstrümanları için iyi tellerin koyun bağırsağından elde edildiğini keşfetmeleriyle başladı. Kedi öldürmek çok korkunç bir uğursuzluk getirdiğinden, icatlarını korumak için herkese telleri kedi bağırsağından yaptıklarını söylediler.

Koyun bağırsağından yapılışının efsanesi

Efsaneye göre, Abruzzi dağının Pescara yakınındaki köyü Salle'de, Erasmo adında bir eyerci bir gün kuruyan koyun bağırsağının arasından esen rüzgarın sesini duymuş ve bunun Rönesans kemanı olarak bilinen eski bir keman türü için iyi bir tel olabileceğini düşünmüş.

Salle 600 yıl boyunca keman yayı üretiminin merkezi haline geldi ve Erasmo yay yapanların koruyucu azizi olarak kutsandı.

1905 ve 1933'teki kötü depremler Salle içindeki endüstriyi sona erdirdiyse de dünyadaki lider yay üretici firmalarından ikisi -D'Addario ve Mari- hâlâ Salle'li ailelerce işletiliyor.

1750'ye kadar tüm kemanlarda koyun bağırsağından yapılmış yaylar kullanıldı. Bağırsağın hayvandan henüz ılıkken çıkarılması ve yağ ve pislikten arındırılıp soğuk suya batırılması gerekir. En iyi kısımları şeritler halinde kesilir ve istenen kalınlıkta bir yay elde edilene kadar kıvırıp çekiştirilir.

Günümüzde de koyun bağırsağı kullanılıyor mu?

Her ne kadar keman meraklılarının çoğu bağırsaktan yapılan telin en yumuşak sesi verdiğini düşünüyorsa da, günümüzde yay yapımında bağırsak, naylon ve çelik karışımı kullanılmaktadır.

Çamur at izi kalsın

Richard Wagner nefret ettiği Brahms'ın itibarını sarsmak için berbat bir dedikodu yaydı. Brahms'ın Çek besteci Antonin Dvorak'tan "Bohemlere özgü serçe katleden bir yayı" hediye olarak kabul ettiğini iddia etti. Sözde, Brahms bu yayla Viyana tarzı evinin penceresinden gelip geçen kedilere rastgele atışlar yapıyormuş.

Wagner şöyle devam etti: "Zavallı hayvanları vurduktan sonra aynı alabalık avlayan bir balıkçı edasıyla ipini sararak odasına çekiyormuş. Sonra da kurbanlarının son nefeslerini verirken inlemelerini şevkle dinleyerek ante mortem (ölüm öncesi) gözlemlerini defterine not ediyormuş."

Wagner, Brahms'ı hiç ziyaret etmedi ya da evini hiç görmedi; böylesi bir "serçe yayı"nın bırakın Dvorak tarafından hediye edilmesini, varolduğuna dair herhangi bir kayıt bile yok gibi görünüyor.

Kediler diğer tüm türler gibi sessizlik içinde ölmeye eğilimlidir. Buna rağmen, bu kedi öldürme söylentileri Brahms'ın üzerine yapışmış ve bu iddia gerçekmiş gibi birçok biyografide tekrar edilmiştir.

Okyanustaki en gürültücü şey nedir?

Karidesler. Karada ya da denizde yaşayan canlılar arasında, tek bir hayvanın çıkarabildiği en yüksek sesi mavi balina çıkarsa da, toplama bakıldığımda doğal olan en yüksek sesi karidesler çıkarır.

Bir "karides yığını"nın sesi, operatörleri kulaklıkları aracılığıyla sağır edebilecek ve bir denizaltı sonarının "yönünü şaşırtabilecek" tek doğal sestir.

Bu karides yığınının altındaysanız, yığının üstündeki hiçbir ses duyulmaz; yığının üstündeyseniz de yığının altındaki hiçbir sesi duyamazsınız. Alt taraftan bir ses duymak ancak o sese doğru bir alıcı uzatılmasıyla mümkün olabilir.

Biraraya gelmiş karideslerin gürültüsü sağır edici 246 desibele eşittir; sesin su altında beş kat daha hızlı hareket ettiğini göz önünde bulundurduğumuzda bile bu şiddet, havadaki 160 desibele denktir. Bu da kalkış yapan bir jetten (140dB) ya da insanın ağrı eşiğinden oldukça yüksektir. Tanık olanlar bu durumu dünyadaki herkesin aynı anda et kızartmasına benzetmişleridir.

Ortaya çıkan ses, trilyonlarca karidesin kocaman kıskaçlarını aynı anda açıp kapatmalarının yarattığı gürültüdür. Kıskaçlarını açıp kapatan, Alpheus ve Syndpeus cinslerine mensup çeşitli karidesler tropikal ya da astropikal bölgelerdeki sığ sularda bulunur.

Oluşan sesten daha da ilginci ise şudur: Saniyede 40.000 karelik video çekimleri sesin, kıskaçların kapanmasından 700 mikrosaniye sonra gerçekleştiğini açıkça göstermektedir. Ses kıskaçların kendisinden değil, patlayan kabarcıklardan gelmektedir, buna "kavitasyon" etkisi denir.

Bu olay şöyle gerçekleşir: Kıskacın bir tarafındaki tümsek diğer taraftaki çukurluğa tam olarak oturur. Kıskaç o kadar çabuk kapanır ki arada kalan su saatte 100 km hızla dışari fışkırır; bu da bir sürü su kabarcığının açığa çıkmasına yetecek bir hızdır. Su yavaşlayıp normal basınca ulaşınca kabarcıklar patlayarak ortaya yüksek bir ısı (20.000°C kadar yüksek), büyük bir patlama ve ışık çıkmasına sebep olurlar (ışığın açığa çıkması çok nadiren görülür ve bu olaya "sonoluminescence" adı verilir), ışığa sebep olan şey sestir.

Karidesler bu sesi avlarını sersemletmek, iletişim kurmak ve eşlerini bulmak için kullandıkları gibi sonarları bozmak için de kullanırlar; keskin, aşırı yüksek ses gemilerin çarklarında çökmelere neden olur...

Ağustos böcekleri neden sürekli öter?

Bütün yaz, tatile gittiğiniz yerde onları dinlemiş olmalısınız... Günün sıcak saatlerinde hiç durmadan ötüp duran ağustos böceklerini...

Neden sürekli car car öterler?

Bu sevimli yaratıkların ölmeden önce eşlerini bulup üreyebilmek için yalnızca üç haftaları var... Erişkinlik yaşamları gerçekten kısa ama, toprak altında yıllarca larva halinde kalabiliyorlar.

Ağustosböceğinin yalnızca erkeği ötüyor, dişisi ise dilsiz.

Bu hayvanların "kulaklar"ı (işitme kapsülleri) karınlarında yer alıyor. Karnın tabanında, erkekte, kas kasılmalarının etkisiyle şekil değiştirmiş kutikula plakları bulunuyor. Bunlar, saniyede 300-900 kez çatırdayarak duyduğumuz sesleri üretiyorlar.

Üç farklı ses çıkartıyor

Yaygın bir tür olan siyah ağustosböceği, üç farklı ses çıkartıyor, ilkini bir saldırıya uğradığında, ikincisini ise eşi birleşmeye davet ettiğinde... En enerjik olan üçüncüsü ise, erkeğin, bulduğu dişiyi uyarmak için söylediği kur şarkısı

Yağmur Yagdıktan Sonra Neden Toprak Kokar, Kokan Toprak mıdır?

Yağmur sonrası hissedilen güzel kokuların bir kaynağı, toprakta yaşayan Actinomycetes grubu içinde yer alan bazı bakterilerdir. Toprakta yaşayan en küçük canlılardan olan bu bakteriler, en çok nemli ve karanlık ortamlarda gelişirler. Çevre koşullarının gelişmeleri için uygun olmadığı kurak dönemlerdeyse “spor” adı verilen özel yapılar üretirler. Sporlanma, bazı bakterilerin kendilerini olumsuz koşullarda korumalarını sağlayan bir özelliğidir. Yağmurdan sonra duyduğumuz kokunun nedeni de bu sporlardır. Daha önce oluşmuş bu sporların kokusunu hava kuruyken duyamayız; ancak yağmur yağdığında duyabiliriz. Çünkü yağmur damlaları yere düştüğünde, toprakta önceden birikmiş bir miktar yağmur suyunun da yardımıyla sporların havaya fırlamasına neden olur. Yağmur nedeniyle havada çoğalan nem, bu sporların kokusunun burnumuza kadar ulaşmasına neden olur. Yani aslında kokunun kaynağı toprak değil, toprakta yaşayan bu bakterilerdir.

Neden Bilgisayar Klavyerleri Alfabeye Göre Dizilmemiştir?

Bunu bilmek sizi de şaşırtacak, ancak dünyada Q klavye olarak bildiğimiz tuş dizilimi aslında daktilonun icat edildiği ilk günden beri değişmedi. Neden tuşların bu şekilde dizildiği konusunda da çeşitli rivayetler olmasına rağmen şimdilik en yaygın kabul gören hikaye şu: Yazı makinesinin mucidi olan Christopher Latham Sholes, 1867'de cihazın patentini alarak ilk çalışan örnekleri ortaya koyduğunda cihazın tasarımından kaynaklanan mekanik bir sorunla karşılaşır. İcat ettiği yazı makinesinin harfleri kağıda basmak üzere kullandığı mekanik harf kolları, kapalı bir kutunun içinde yer almaktadır ve iki kol birden kağıda doğru havalandığında içerde sıkışmaya neden olmaktadır. Sholes bu problemin çözümü için, kullanıcının yazım hızını yavaşlatmak üzere harflerin yerlerini alabildiğine karıştırarak en çok kullanılan harfleri elin en zor ulaşabileceği yerlere yerleştirmeyi uygun görür ve Q klavye adını verdiğimiz harf dizilimi ortaya çıkar. Daha sonra bu cihazın üretim hakkını satın alarak 1874'te seri üretime geçen 

E. Remington & Sons firması aynı harf dizilimini kullanmaya devam eder ve cihaz bu harf dizilimiyle tanınır. Erken kalkan yol alır misali, bu dizilim bir daha değişmez.Tabii bu konuda anlatılan başka efsanevi hikayeler de var. Örneğin bu hikayelerin bir diğeri şunu iddia eder: İlk üretilen yazı makinesinin adı "Sholes & Glidden Type Writer" olarak geçer. Buradaki "Type Writer" kelimelerini oluşturan harflerin tamamı Q klavyenin en üst sırasında yer almaktadır. Böylece satıcılar, bir kağıda kolayca "Type Writer" yazarak ürünlerinin yeteneğini karşılarınmdakine gösterme şansı bulmaktadırlar.Bu arada, tarih boyunca Q klavyenin daha iyi alternatifleri olabileceğini düşünenler de olmamış değil. Örneğin Washington State Üniversitesinden Prof. Dr. August Dvorak, 1932 yılında İngilizce'de çok kullanılan harflerin klavyenin en kolay ulaşılabilir yeri olan orta sırasına toplandığı bir klavye dizilimi önerir. Dvorak'ın araştırmalarına göre, sekreterlerin parmakları gündelik yazı işleri sırasında Q klavyede 16 mil yol alırken Dvorak klavyesinde sadece 1 mil yol almaktadır. Ancak daktilo ustalarının Q klavyeye olan mevcut alışkanlıkları ve piyasanın Q klavye tarafından çoktan istila edilmiş olması nedeniyle Dvorak'ın klavyesi yayılamaz ve kaybolup gider.Q klavye dışında, Türkçe için kullanılan F ve diğer bazı ülkelerde kullanılan A klavye dizilimleri de mevcut. Bunlar da Dvorak'ın yapmaya çalıştığını temel alarak, kullanıldıkları ülkelerin diline göre yaygın kullanılan harfler elin nispeten kolay ulaştığı merkez konumlara yerleştirme amacı taşıyorlar ve bu sayede yazım hızını artırmayı hedefliyorlar.

Sinekler,Böcekler Neden Öldüklerinde Ters Dönerler?


Bir böcek öldüğünde, fizik kurallarına göre, vücudunun en ağır bölgesi yere ilk çarpacak şekilde düşer. Çünkü bacaklar, vücudun ve kanatların ağırlığını taşıyamaz ve bu nedenle de ters dönerler. Bu bölge, çoğunlukla da vücutta yüzey hacmi en geniş olan bölge olduğu için, böcek düştüğü şekilde kalır. Vücut yüksekliği genişliğinden daha fazla olan böceklerse, öldükleri zaman, yan olarak düşerler.

Bermuda Şeytan Üçgeninin Sırrı Nedir?

Bermuda Şeytan Üçgeni diye adlandırılan bölgede battığı belirtilen gemiler ya da düştüğü öne sürülen uçaklar kazaların nedenleri konusunda spekülasyonları körüklüyor. Bu kazalar için net bir açıklama getirilebilmiş değil. Ancak, UFO vb. gibi bilim dışı iddialar bir tarafa bırakılacak olursa, okyanus dibindeki metanhidrat yoğuşumlarından serbest kalarak yükselen metan gazı ve gaz balonlarının yol açabileceği, aniden ortaya çıkan dev dalgalar gibisinden spekülasyonlar var.

Görünmezlik Nedir? Görünmezlik Var mıdır?

Bir cismi yansıttığı ışıklar yardımıyla görürüz. Eğer bir nesne görünmez olacaksa ışığı hiç yansıtmaması; ya tümüyle emmesi ya da geçirgen olması gerekir. Bu anlamda insanların herhangi bir yardım almadan görünmez olması yalnızca “görünmez adam” bilimkurgu filmlerinde mümkün olabilir. Bununla birlikte doğada görünmez olmanın, başka bir deyişle görülse bile fark edilmemenin bir yolu kamuflaj. Bukalemun ya da mürekkep balığı gibi bazı canlılar renklerini değiştirerek çevrelerine uyum sağlayabiliyor ve kendilerini gözlerden gizleyerek bir anlamda “görünmez” oluyorlar. Bu insanların da kullandığı bir yöntem. Bununla birlikte görünmezlik üzerine çalışmalar da yok değil. Bunlardan en umut verici olanı, Japon araştırmacıların adına “optik kamuflaj” dedikleri bir yöntem. Bu yönteme göre üretilen giysilerin sırtında yer alan bir mercek sayesinde arka plan algılanıyor ve kıyafetin ön tarafına aktarılıyor. Bu yolla giysiyi giyen kişi sanki şeffafmışçasına arka palana karışabiliyor. Bu yöntemin askeri anlamda kamuflaj olarak kullanılmasının yanında, başka iş kollarında da yararlı olabileceği düşünülüyor. Sözgelimi bu yolla elini “görünmez” yapan bir cerrah, ameliyat sırasında elinin arkasındaki bölgeyi de net görebileceğinden daha rahat çalışma olanağı buluyor.

Mumyalama Nedir? Nasıl Yapılır?

Eski Mısır'da mumyalama, kişilerin sosyal konumuna göre farklı maddeler kullanılarak yapılıyordu. Kişi çok zengin ve üst düzey biriyse birçok farklı maddenin kullanıldığı zengin karışımlarla mumyalanırken kişi çok fakirse yalnızca tuzlu suda bekletilerek mumyalandığı da olurdu. Bununla birlikte en sık kullanılan madde Mısır'ın kurumuş göl yataklarında çokça bulunan natrondu. Herodot, mumyalama işlemini, ölen kişinin iç organları çıkarıldıktan sonra 70 gün doymuş natron çözeltisi içinde bekletmek olarak anlatıyor.Günümüzde arkeologlar kazıları sırasında karşılaştıkları bazı mumyaların mumyalanma sırasında kullanılan reçineler yüzünden bozulduğunu, sargıların ölen kişinin bedenine yapışmasından ötürü mumyaya zarar verdiğini gözlemlemişler. Öte yandan çölün sıcak ve kuru havasında, mikroskobik canlıların çoğalamayacağı yerlerde, kumun içinde üzerinde fazla bir işlem yapılmadan gömülen cesetlerin bozulmadan günümüze kadar gelebildiği de görülmüş. Bir cesedin bozulmasına neden olan en önemli şeylerin havayla temas ve mikroorganizmaların çoğalması olduğu düşünülürse, bu koşulları engelleyecek maddeler en doğru seçim olacaktır.
+