ilginç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilginç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kemanın yayları ne ile yapılır?
Bu efsane Ortaçağ İtalyan keman ustalarının, enstrümanları için iyi tellerin koyun bağırsağından elde edildiğini keşfetmeleriyle başladı. Kedi öldürmek çok korkunç bir uğursuzluk getirdiğinden, icatlarını korumak için herkese telleri kedi bağırsağından yaptıklarını söylediler.
Koyun bağırsağından yapılışının efsanesi
Efsaneye göre, Abruzzi dağının Pescara yakınındaki köyü Salle'de, Erasmo adında bir eyerci bir gün kuruyan koyun bağırsağının arasından esen rüzgarın sesini duymuş ve bunun Rönesans kemanı olarak bilinen eski bir keman türü için iyi bir tel olabileceğini düşünmüş.
Salle 600 yıl boyunca keman yayı üretiminin merkezi haline geldi ve Erasmo yay yapanların koruyucu azizi olarak kutsandı.
1905 ve 1933'teki kötü depremler Salle içindeki endüstriyi sona erdirdiyse de dünyadaki lider yay üretici firmalarından ikisi -D'Addario ve Mari- hâlâ Salle'li ailelerce işletiliyor.
1750'ye kadar tüm kemanlarda koyun bağırsağından yapılmış yaylar kullanıldı. Bağırsağın hayvandan henüz ılıkken çıkarılması ve yağ ve pislikten arındırılıp soğuk suya batırılması gerekir. En iyi kısımları şeritler halinde kesilir ve istenen kalınlıkta bir yay elde edilene kadar kıvırıp çekiştirilir.
Günümüzde de koyun bağırsağı kullanılıyor mu?
Her ne kadar keman meraklılarının çoğu bağırsaktan yapılan telin en yumuşak sesi verdiğini düşünüyorsa da, günümüzde yay yapımında bağırsak, naylon ve çelik karışımı kullanılmaktadır.
Çamur at izi kalsın
Richard Wagner nefret ettiği Brahms'ın itibarını sarsmak için berbat bir dedikodu yaydı. Brahms'ın Çek besteci Antonin Dvorak'tan "Bohemlere özgü serçe katleden bir yayı" hediye olarak kabul ettiğini iddia etti. Sözde, Brahms bu yayla Viyana tarzı evinin penceresinden gelip geçen kedilere rastgele atışlar yapıyormuş.
Wagner şöyle devam etti: "Zavallı hayvanları vurduktan sonra aynı alabalık avlayan bir balıkçı edasıyla ipini sararak odasına çekiyormuş. Sonra da kurbanlarının son nefeslerini verirken inlemelerini şevkle dinleyerek ante mortem (ölüm öncesi) gözlemlerini defterine not ediyormuş."
Wagner, Brahms'ı hiç ziyaret etmedi ya da evini hiç görmedi; böylesi bir "serçe yayı"nın bırakın Dvorak tarafından hediye edilmesini, varolduğuna dair herhangi bir kayıt bile yok gibi görünüyor.
Kediler diğer tüm türler gibi sessizlik içinde ölmeye eğilimlidir. Buna rağmen, bu kedi öldürme söylentileri Brahms'ın üzerine yapışmış ve bu iddia gerçekmiş gibi birçok biyografide tekrar edilmiştir.
bilim
çil nasıl oluşur
çil neden çıkar
çilli neden oluruz ?
ilginç
insan
insan neden çilli olur
sağlık
İnsanlar neden çilli olur?
Bazı kimselerin niçin çilli olduğunu gereği gibi açıklayabilmek için, önce cilde renk veren şeyin esasını öğrenmeliyiz. İnsan cildinin (derisinin) belirli bir rengi almasındaki en önemli unsur, değişik ırklardan kişilerde melanin miktarındaki farklılıktır. Başka türlü söylemek gerekirse ,melanin miktarının farklılığı insanlarda derinin başka başka renklerde olması bakımından en önemli rolü oynar. Hayatın ilkel, alt tabakadan örneklerinde ,kertenkelelerin ve belirli bazı balıkların renk değiştirebilmeleri melanin sayesinde olur. Buna karşılık, melanin insanlarda sadece tenin rengini belirlemekle kalmaz. Uzun süre güneş altında kalmanın çok zararlı etkilerine karşı da koruyucu görevi ve işlevi (fonksiyonu) vardır. Melanin, epiderminin en alt tabakası boyunca yayılmış özel hücreler tarafından üretilir. Bildiğimiz gibi.epidermi derimizin ince dış kesimidir. Melanin üreten özel hücreler "melanosif" ler diye adlandırılır. Bütün bu açıklamalardan sonra, şimdi "çil" in ne olduğu sorusuna gelmiş bulunuyoruz.
Çil,sözkonusu hücrelerin,yani melanositlerin belirli kesim ve noktalarda yoğun bir şekilde guruplaşmış bulunmasının sonucudur. Zaten çillerin sarımsı kahverengi olması da bu nedenledir. Melanin pigmentleri (renk verici maude) sarımsı kahverengidir. Burada karşımıza başka bir soru çıkıyor. Neden bazı insanlar çillidir de, çoğunluk çilli değildir? Bunun cevabını soyaçekim'de aramak gerekir.Bizim çilli ya da çilsiz olmamız,anne ve babalarımızın durumlarıyla, görünüşleriyle belirlenen bir şeydir.
İnsanlardaki çillerin rengi (aslında onların yapısındaki melanin rengi), altın renginden koyu kahverengine kadar değişiklikler gösterebilir. Bu durum, sözkonusu kimsenin cildinin güneşe ve ısıya maruz kalmasının derecesiyle ilgilidir. Güneş ışınları çillerin rengini, koyulaştırmaktan başka, yeni melanin oluşumuna da zemin hazırlar. Bir başka deyişle, güneş ışığı yeni ve bol melanin yaratır. Melanin miktarı yoğunlaştıkça cildin renginin koyulaşacağıda tabii bir şeydir, İşte bu nedenle, tropik bölgelerde devamlı ve şiddetli güneş ışınlarına maruz kalanların tenlerinin rengi koyudur. Beyaz tenli kimseler yaz aylarında "güneş altında yanmakla",gerçekte melanin'in çoğalması sonucu esmerleşmektedirler. Aynı şekilde,kapalı yerlerde uygulanan ultra-violet ışınları da tenin güneş altında kalmışcasına yanıp esmerleşmesini sağlayacaktır. Özetlemek gerekirse,farklı miktarlarda olmak suretiyle insanın cildinin rengini belirleyen melanin aynı zamanda bazı insanlardaki "çil" lerin de nedeni ve kaynağıdır.
İnsanlardaki çillerin rengi (aslında onların yapısındaki melanin rengi), altın renginden koyu kahverengine kadar değişiklikler gösterebilir. Bu durum, sözkonusu kimsenin cildinin güneşe ve ısıya maruz kalmasının derecesiyle ilgilidir. Güneş ışınları çillerin rengini, koyulaştırmaktan başka, yeni melanin oluşumuna da zemin hazırlar. Bir başka deyişle, güneş ışığı yeni ve bol melanin yaratır. Melanin miktarı yoğunlaştıkça cildin renginin koyulaşacağıda tabii bir şeydir, İşte bu nedenle, tropik bölgelerde devamlı ve şiddetli güneş ışınlarına maruz kalanların tenlerinin rengi koyudur. Beyaz tenli kimseler yaz aylarında "güneş altında yanmakla",gerçekte melanin'in çoğalması sonucu esmerleşmektedirler. Aynı şekilde,kapalı yerlerde uygulanan ultra-violet ışınları da tenin güneş altında kalmışcasına yanıp esmerleşmesini sağlayacaktır. Özetlemek gerekirse,farklı miktarlarda olmak suretiyle insanın cildinin rengini belirleyen melanin aynı zamanda bazı insanlardaki "çil" lerin de nedeni ve kaynağıdır.
bilim
ilginç
sağlık
sigara maddeleri
sigarada bulunan maddeler
sigaradaki maddeler
sigaranın içinde ne var?
Sigaranın zararları ve içindeki maddeler!
Sigara dumanının içeriğinde 4000 den fazla kimyasal madde bulunur. Bunların hemen hepsi insan sağlığına zara veren zehirli kimyasallardır.Bu gerçeği öğrendikten sonra sigaradan ve içilen ortamlardan uzak durma konusunda daha hassas olmalıyız. Aşağıda sigara dumanında bulunan binlerce kimyasaldan bazıları yer alıyor:
- Acrolein 60-100 µg
- Acetone 100-250 µg
- Ammonia 50-130 µg
- Anatabine 2-20 µg
- Acetic acid 330-810 µg
- Aniline 360 ng
- Benezene 12-48 µg
- Benzoic acid 14-28 µg
- 4-aminobiphenyl 4.6 ng
- 1,3-butadiene 69.2 µg
- -butyrolactone 10-22 µg
- Benz[a]anthracen 20-70 ng
- Benzo[a]pyrene 20-40 ng
- Cadmium 110 ng
- Cholesterol 22 µg
- Carbon monoxide 10-23 mg
- Carbon dioxide 20-40 mg
- Carbonyl sulfide 12-42 µg
- Catechol 100-360 µg
- Dimethylamine 7.8 -10 µg
- Formaldehyde 70-100 µg
- Formic acid 210-490 µg
- Glycolic acid 37-126 µg
- Harman 1.7-3.1 µg
- Hydrogen cyanide 400-500µg
- Hydrazine 32 ng
- Methylamine 11.5 - 28.7 µg
- Hydroquinone 110-300 µg
- Lactic acid 63-174 µg
- Methyl chloride 150-600 µg
- methylpyridine 12-36 µg
- N-nitrosonornicotine 200-3000 ng
- N,nitrosodiethanolamine 20-70 ng
- NNK 100-1000 ng
- N-nitrosodiethylamine 25 ng
- N-nitrosopyrrolidine 6-30 ng
- 2-naphthylamine 1.7 ng
- Nitrogen oxides 100-600 µg
- N-nitrosodimethylamine 10-40 ng
- Nickel 20-80 ng
- Nicotine 1.0-2.5 mg
- Particulate matter 15-40 mg
- Phenol 60-140 µg ,
- Polonium-210 0.04-0.1 pCi ,
- Pyridine 16-40µg
- Quinoline 0.5-2 µg
- Succinic acid 110-140 µg
- Toluene 100-200 µg
- 2-toluidine 160 ng
- 3-vinylpyridine 11-30
- Zinc 60 ng
Havucun rengi hep aynımıydı?
İnsanlar havucu ilk defa MÖ 3000'de Afganistan'da kullandı. Bu ilk havuçların dışı mor içi sarıydı.
Havuç yetiştirildiği bölgeye göre renk değiştirdi
Eski Yunanlar ve Romalılar havuç yetiştirdiler, fakat daha çok tedavi amaçlı kullandılar. O zamanlar havuç güçlü bir afrodizyak olarak kabul ediliyordu.
Diğer yandan, ünlü bir 2. yüzyıl fizikçisi olan Galen, havucu gaz sorunu olanlara öneriyordu. Havucu karakavza denen yabanhavucundan ayıran ilk kişi de odur.
Arap tüccarlar havuç tohumlarını Asya, Afrika ve Arap yarımadasına yaydıkça havucun mor, beyaz, sarı, kırmızı, yeşil ve hatta siyahın farklı tonlarındaki çeşitleri meydana geldi.
İlk turuncu havuçları, vatansever duygularla Hollandalılar yetiştirdiler
İlk turuncu havuçlar 16. yüzyılda, Hollanda Kraliyet Sarayı'nın rengi olan turuncuya uysun diye vatansever duygularla Hollanda'da üretildi. 17. yüzyılda Hollandalılar Avrupa'nın başlıca havuç üreticisiydı ve havucun tüm modern çeşitleri onların dört turuncu havucundan gelir: Early Half Long, Late Half Long, Scarlet ve Long Orange.
Çukalata aromalı havuç
Şimdilerde turuncu olmayan havuçlara rağbet arttı. Dükkanlarda beyaz, sarı, koyu kırmızı ve mor çeşitleri bulmak mümkün. 1997'de İzlanda çocuklara yönelik Çılgın Sebze kampanyası kapsamında çikolata aromalı havuç geliştirmişti. Sekiz ay sonra kampanya sona erdi.
Birleşmiş Milletler'e göre 1903'te 287 çeşit havuç vardı, fakat bu sayı günümüzde yüzde 93'lük bir düşüşle 21'e geriledi.
Bazı havuç türlerinin tohumları buzlanmayı önler. Bu doğal havuç "antifrizi", vücut dokularını tıbben korumak ve dondurulmuş gıdaların raf ömrünü uzatmak için...
Okyanustaki en gürültücü şey nedir?
Karidesler. Karada ya da denizde yaşayan canlılar arasında, tek bir hayvanın çıkarabildiği en yüksek sesi mavi balina çıkarsa da, toplama bakıldığımda doğal olan en yüksek sesi karidesler çıkarır.Bir "karides yığını"nın sesi, operatörleri kulaklıkları aracılığıyla sağır edebilecek ve bir denizaltı sonarının "yönünü şaşırtabilecek" tek doğal sestir.
Bu karides yığınının altındaysanız, yığının üstündeki hiçbir ses duyulmaz; yığının üstündeyseniz de yığının altındaki hiçbir sesi duyamazsınız. Alt taraftan bir ses duymak ancak o sese doğru bir alıcı uzatılmasıyla mümkün olabilir.
Biraraya gelmiş karideslerin gürültüsü sağır edici 246 desibele eşittir; sesin su altında beş kat daha hızlı hareket ettiğini göz önünde bulundurduğumuzda bile bu şiddet, havadaki 160 desibele denktir. Bu da kalkış yapan bir jetten (140dB) ya da insanın ağrı eşiğinden oldukça yüksektir. Tanık olanlar bu durumu dünyadaki herkesin aynı anda et kızartmasına benzetmişleridir.
Ortaya çıkan ses, trilyonlarca karidesin kocaman kıskaçlarını aynı anda açıp kapatmalarının yarattığı gürültüdür. Kıskaçlarını açıp kapatan, Alpheus ve Syndpeus cinslerine mensup çeşitli karidesler tropikal ya da astropikal bölgelerdeki sığ sularda bulunur.
Oluşan sesten daha da ilginci ise şudur: Saniyede 40.000 karelik video çekimleri sesin, kıskaçların kapanmasından 700 mikrosaniye sonra gerçekleştiğini açıkça göstermektedir. Ses kıskaçların kendisinden değil, patlayan kabarcıklardan gelmektedir, buna "kavitasyon" etkisi denir.
Bu olay şöyle gerçekleşir: Kıskacın bir tarafındaki tümsek diğer taraftaki çukurluğa tam olarak oturur. Kıskaç o kadar çabuk kapanır ki arada kalan su saatte 100 km hızla dışari fışkırır; bu da bir sürü su kabarcığının açığa çıkmasına yetecek bir hızdır. Su yavaşlayıp normal basınca ulaşınca kabarcıklar patlayarak ortaya yüksek bir ısı (20.000°C kadar yüksek), büyük bir patlama ve ışık çıkmasına sebep olurlar (ışığın açığa çıkması çok nadiren görülür ve bu olaya "sonoluminescence" adı verilir), ışığa sebep olan şey sestir.
Karidesler bu sesi avlarını sersemletmek, iletişim kurmak ve eşlerini bulmak için kullandıkları gibi sonarları bozmak için de kullanırlar; keskin, aşırı yüksek ses gemilerin çarklarında çökmelere neden olur...
Dünyanın en uzun hayvanı hangisidir, nedir?
Üzgünüm, mavi balina değildir. Ya da çivit denizanası da değildir. Bantlı solucan (Lineus longissimus) altmış metre uzunluğa ulaşabilir. Bu daha önceki rekorların sahibi mavi balinanın neredeyse iki katı, çivit denizanasının 2-3 katı kadardır. Bantlı solucan bir olimpik havuzun bir ucundan öbürüne uzanır ve yine de bir bölümü artar.
Bantlı solucanlar Nemertea solucan ailesine dahildir {Nemertea adı Yunancadaki bir deniz tanrısı olan Nemertes kelimesinden gelir). Binden fazla türü vardır ve çoğu suda yaşar. Çok uzun ve incedirler, en geniş olanının eni birkaç milimetredir.
Çoğu kaynak, bantlı solucanların sadece 30 metre uzunluğa ulaştığını savunur, bu da onun şu ana kadar ölçülmüş en uzun çivit denizanasından (yaklaşık 36,5 m) kısa olduğu anlamına gelir. Fakat son bilgilere göre bu solucanların esneme oranlarının inanılmaz derecede yüksek olduğa ortaya çıkmıştır. Tamamen uzadığında birçoğunun 50 metreyi aştığı görülmüştür.
Bantlı solucanları 500 milyon yıldır var
Fosil kalıntıları, bantlı solucanların 500 milyon yıldır varolduklarını göstermektedir.
Bantlı solucanların kalbi yoktur. Kan, kaslar tarafından pompalanır. Ağzı ve anüsü ayrı olan en basit organizmadır.
Çok obur etoburlardır. Yapışkan ya da zehirli kancalarla donanmış uzun ince hortumlarını fırlatarak küçük kabukluları yakalarlar. Bu hortumlar solucanın kendi boyunun üç katı kadar olabilir.
Çoğu bantlı solucan, okyanusun derin kuytularında gizlenir fakat bazıları inanılmaz derecede parlak renktedirler. Nemertealar zarar gördüklerinde kendilerini yenileyebilirler. Fakat bantlı solucan türleri aslında küçük parçalara bölünerek çoğalır, bu parçalardan her biri yeni bir solucan haline gelir...
Bantlı solucanlar Nemertea solucan ailesine dahildir {Nemertea adı Yunancadaki bir deniz tanrısı olan Nemertes kelimesinden gelir). Binden fazla türü vardır ve çoğu suda yaşar. Çok uzun ve incedirler, en geniş olanının eni birkaç milimetredir.
Çoğu kaynak, bantlı solucanların sadece 30 metre uzunluğa ulaştığını savunur, bu da onun şu ana kadar ölçülmüş en uzun çivit denizanasından (yaklaşık 36,5 m) kısa olduğu anlamına gelir. Fakat son bilgilere göre bu solucanların esneme oranlarının inanılmaz derecede yüksek olduğa ortaya çıkmıştır. Tamamen uzadığında birçoğunun 50 metreyi aştığı görülmüştür.
Bantlı solucanları 500 milyon yıldır var
Fosil kalıntıları, bantlı solucanların 500 milyon yıldır varolduklarını göstermektedir.
Bantlı solucanların kalbi yoktur. Kan, kaslar tarafından pompalanır. Ağzı ve anüsü ayrı olan en basit organizmadır.
Çok obur etoburlardır. Yapışkan ya da zehirli kancalarla donanmış uzun ince hortumlarını fırlatarak küçük kabukluları yakalarlar. Bu hortumlar solucanın kendi boyunun üç katı kadar olabilir.
Çoğu bantlı solucan, okyanusun derin kuytularında gizlenir fakat bazıları inanılmaz derecede parlak renktedirler. Nemertealar zarar gördüklerinde kendilerini yenileyebilirler. Fakat bantlı solucan türleri aslında küçük parçalara bölünerek çoğalır, bu parçalardan her biri yeni bir solucan haline gelir...
İntihar oranının en yüksek olduğu ülke hangisidir?
2003'te 100 binde 42 gibi şaşırtıcı bir intihar oranına sahip olan Litvanya'dır. Bu da toplamda 1500 kişi yapıyor. Trafik kazalarından ölenlerden daha fazla ve 20 yıl öncekinin iki katı kadar.
İntiharda ilk ondaki yedi ülke Baltık ya da eski Sovyetler Birliği ülkeleri
Uluslararası bağlamda ele alacak olursak, Litvanya'daki intiharlar Britanya'daki rakamların altı katı, ABD'dekinin beş katı ve dünya ortalamasının üç katıdır. Kimse nedenini bilmese de, intiharda ilk ondaki yedi ülkenin Baltık ya da eski Sovyetler Birliği ülkelerinden oluşması ilginçtir. Belki de Litvanya'nın aynı zamanda en fazla sinir hastalıkları uzmanına sahip ülke olmasının sebebi de budur.
Baltık ülkeleri de dahil dünyanın her yerinde intihara en meyilli insanlar kırsal kesimde yaşayan erkeklerdir (genç ya da yaşlı fark etmez). Bu gayet anlamlıdır: Zahmetli bir tarlada vakit harcayan herkes; alkol, yalnızlık, borç, hava şartları ve yaradım isteyememenin (psikologların deyimiyle "çaresiz erkek" sendiomu) ateşti silahlar ve tehlikeli kimyasallarla biraraya gelmesi durumunda ölümcül sonuçlara yol açacağını bilir.
Çin ve güney Hindistan'da kadın intiharları daha yüksek
Bunun istisnası Çin ve güney Hindistan'dır. Buralarda kırsal kesimdeki kadınlar daha riskli konumdadır: Sırasıyla 100 binde 30 ve 148 oranlarında intihar görülür. Çin'de bunun nedeninin, genç gelinlerin, evlendikten hemen sonra çalışmak için şehre giden kocaları tarafından yalnız bırakılmaları olduğu düşünülür. Hindistan'da ise genç kız intiharlarının üçte biri, bu kızların kendilerini kurban etmelerinden kaynaklanmaktadır.
İntihar genel olarak yükseliştedir. Yılda bir milyon kişi kendini öldürmektedir, ya da kırk saniyede bir intihar ediliyor diyebiliriz. Bu bütün vahşi ölümlerin yarısı kadardır: Şu anda savaşlarda ölenlerden daha çok insan intihar ederek ölmektedir.
İsveç efsanesi
Diğer yandan, "çok sıkıcı bir yer, o yüzden orada herkes kendini öldürüyor" lafıyla başı belada olan İsveç artık listede ilk yirmide bile değil.
"İsveç intiharı" efsanesinin kesin tarihsel dayanağı, savaş sonrası yeniden inşa kargaşasının içinde kayboldu, fakat İsveçlilerin çoğu, İsveç'te (o zamanlar) yüksek olan intihar oranlarını, İsveç sosyal demokrasisinin güler yüzlü ve tehlikeli derecede anti-kapitalist eşitlikçiliğini kötülemek için kullanan ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower'i (1953-61) suçlamaktadır
İntiharda ilk ondaki yedi ülke Baltık ya da eski Sovyetler Birliği ülkeleri
Uluslararası bağlamda ele alacak olursak, Litvanya'daki intiharlar Britanya'daki rakamların altı katı, ABD'dekinin beş katı ve dünya ortalamasının üç katıdır. Kimse nedenini bilmese de, intiharda ilk ondaki yedi ülkenin Baltık ya da eski Sovyetler Birliği ülkelerinden oluşması ilginçtir. Belki de Litvanya'nın aynı zamanda en fazla sinir hastalıkları uzmanına sahip ülke olmasının sebebi de budur.
Baltık ülkeleri de dahil dünyanın her yerinde intihara en meyilli insanlar kırsal kesimde yaşayan erkeklerdir (genç ya da yaşlı fark etmez). Bu gayet anlamlıdır: Zahmetli bir tarlada vakit harcayan herkes; alkol, yalnızlık, borç, hava şartları ve yaradım isteyememenin (psikologların deyimiyle "çaresiz erkek" sendiomu) ateşti silahlar ve tehlikeli kimyasallarla biraraya gelmesi durumunda ölümcül sonuçlara yol açacağını bilir.
Çin ve güney Hindistan'da kadın intiharları daha yüksek
Bunun istisnası Çin ve güney Hindistan'dır. Buralarda kırsal kesimdeki kadınlar daha riskli konumdadır: Sırasıyla 100 binde 30 ve 148 oranlarında intihar görülür. Çin'de bunun nedeninin, genç gelinlerin, evlendikten hemen sonra çalışmak için şehre giden kocaları tarafından yalnız bırakılmaları olduğu düşünülür. Hindistan'da ise genç kız intiharlarının üçte biri, bu kızların kendilerini kurban etmelerinden kaynaklanmaktadır.
İntihar genel olarak yükseliştedir. Yılda bir milyon kişi kendini öldürmektedir, ya da kırk saniyede bir intihar ediliyor diyebiliriz. Bu bütün vahşi ölümlerin yarısı kadardır: Şu anda savaşlarda ölenlerden daha çok insan intihar ederek ölmektedir.
İsveç efsanesi
Diğer yandan, "çok sıkıcı bir yer, o yüzden orada herkes kendini öldürüyor" lafıyla başı belada olan İsveç artık listede ilk yirmide bile değil.
"İsveç intiharı" efsanesinin kesin tarihsel dayanağı, savaş sonrası yeniden inşa kargaşasının içinde kayboldu, fakat İsveçlilerin çoğu, İsveç'te (o zamanlar) yüksek olan intihar oranlarını, İsveç sosyal demokrasisinin güler yüzlü ve tehlikeli derecede anti-kapitalist eşitlikçiliğini kötülemek için kullanan ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower'i (1953-61) suçlamaktadır
Birçok otelde resepsiyonu aramak için niçin 9 tuşuna basılıyor?
Bu geleneğin kökeni, telefonun kadranlı olduğu günlere uzanıyor. O zamanlar "9" çevrilerek operatöre, oradan da aranılan numaraya ulaşılırdı. Ayrıca, "0" çevrilerek de PTT santralından görüşülecek numara istenirdi. Kadranın en üstünde bulunan "1" in yanlışlıkla çevrilebileceği gerekçesiyle, en alttaki "0" tuşu yeğlenmişti. Böylece, o dönemlerde çok ender görülmekle birlikte, hattın gereksiz yere işgali de önleniyordu. Bu nedenle "0", iş yerlerinde ve otellerde dış hatta çıkış numarası olarak kabul edildi. Ve bunu izleyen "9" tuşu da standart olarak bina içi görüşmelerini bağlamak için seçildi. Bugün isteğe göre çeşitli numaralar programlanabiliyor. Ama "9", büyük çoğunlukla otellerde resepsiyonu aramak için kullanılıyor...
bilim
ilginç
sağlık
televizyon sağlığı nasıl etkiliyor
televizyon zarar lı mı?
televizyonun zararları
Televizyon Saglimizi Nasil Etkiliyor?
Çocuklar en çok risk altında olanlardı. Çocukların gözleri mesafede meydana gelen değişikliklere çok kolay uyum sağladığından, çocuklar yetişkinlere göre televizyonu çok daha yakından seyredebiliyorlardı.
Yaklaşık 40 yıl önce, Sağlık ve Güvenlik İçin Radyasyon Kontrolü Sözleşmesi, üreticilerin katot ışını tüpleri için kurşunlanmış cam kullanmalarını zorunlu hale getirerek televizyonları tamamen güvenli hale getirdi.
Televizyonun asıl zararı, yarattığı tembel hayat tarzından kaynaklanmaktadır
Son yıllarda yapılan araştırmalarla, çocuklardaki obezite oranının arttığı, bunun da televizyon seyretmekle doğrudan ilgili olduğu ortaya kondu. Araştırmalara göre çocukların televizyon başında geçirdiği süre, spor yaparak ya da açık hava etkinliklerinde geçirdikleri süreden çok daha fazlaydı.
2004'te Pediatrics dergisinde yayınlanan bir araştırma, günde 2-3 saat televizyon seyreden çocuklarda Dikkat Toplama Bozukluğu (ADD) görülme ihtimalinin diğerler çocuklara göre yüzde 30 daha fazla olduğu sonucuna vardı.
2005'te Nielsen araştırma şirketi ortalama bir Amerikan ailesinin günde 8 saat televizyon başında olduğunu ortaya koydu. Bu on yıl öncesine kıyasla yüzde 12,5'lik bir artıştır ve 1950'lerde ilk kez yapılan televizyon izleme istatistiklerinden beri görülmüş en yüksek orandır.
Amerikan Pediatri Akademisi 70 yaşına gelmiş bir Amerikalının televizyon izleyerek ortalama 8 tam yıl harcamış olacağını hesapladı
ağustos böceği neden öter
ağustos böcekleri
ağustos böceklerinin ötme sebebi
bilim
ilginç
Neden
nedir
Ağustos böcekleri neden sürekli öter?
Neden sürekli car car öterler?
Bu sevimli yaratıkların ölmeden önce eşlerini bulup üreyebilmek için yalnızca üç haftaları var... Erişkinlik yaşamları gerçekten kısa ama, toprak altında yıllarca larva halinde kalabiliyorlar.
Ağustosböceğinin yalnızca erkeği ötüyor, dişisi ise dilsiz.
Bu hayvanların "kulaklar"ı (işitme kapsülleri) karınlarında yer alıyor. Karnın tabanında, erkekte, kas kasılmalarının etkisiyle şekil değiştirmiş kutikula plakları bulunuyor. Bunlar, saniyede 300-900 kez çatırdayarak duyduğumuz sesleri üretiyorlar.
Üç farklı ses çıkartıyor
Yaygın bir tür olan siyah ağustosböceği, üç farklı ses çıkartıyor, ilkini bir saldırıya uğradığında, ikincisini ise eşi birleşmeye davet ettiğinde... En enerjik olan üçüncüsü ise, erkeğin, bulduğu dişiyi uyarmak için söylediği kur şarkısı
Teflon nedir ve nasıl bulundu?
Teflon, politetrafloroetilen (PTFE) ya da akışık floropolimer'in ticari adıdır, 1938'de Roy Plunkett tarafından tesadüfen keşfedilmiş ve ilk kez 1946'da ticari olarak satışa sunulmuştur.
Plunkett, soğutma işlemlerinde kullanılan kloroflorokarbonlarla (CFC) deney yaparken, bir numunenin bir gecede garip özellikleri olan beyazımsı, mumumsu bir kalıp haline geldiğini gördü: Bu garip özellikler, bu maddenin asla yapışmaması ve çok yıpratıcı asitler de dahil olmak üzere hemen hemen tüm kimyasallara karşı eylemsiz oluşuydu.
Patronu DuPont, öncelikle Manhattan Projesi'nde (1942-46 yıllarında nükleer silah geliştirilmesine verilen kod ad) ve ardından mutfak eşyası olmak üzere kısa sürede bu yeni maddenin çeşitli kullanımlarını buldu..
Hiçkimse, Apollo Misyonu'ndaki tüm kablo yalıtımının Teflona dayanması dışında, "uzay programı" efsanesinin nereden geldiğine dair kesin bir kaynak bulamadı.
Teflon kaplı mermiler
Teflonla ilgili diğer efsanelerden biri de Teflon kaplı mermilerin, çelik yeleği delme konusunda diğer türlere göre daha iyi olduğu inanışıdır. Aslında merminin üzerindeki Teflon kaplama, kullanılan silahın namlusunun iç tarafındaki aşınma miktarını azaltmak içindir ve merminin tesiriyle bir ilgisi yoktur.
Fakat Teflon, bilinen katı herhangi bir maddeye göre en az sürtünmeye sahip olan maddedir, kızartma tavalarında bu kadar iyi bir yapışmaz yüzey olmasının nedeni budur.
Peki, madem Teflon bu kadar kaygan, tavaya nasıl yapıştırıyorlar?
Bu işlem tavanın yüzeyinde minik pürüzler oluşturmaya yarayan kumlamayla başlar, daha sonra tavaya ince bir tabaka halinde sıvı Teflon püskürtülerek bu pürüzlerin içine akması sağlanır. Tava yüksek ısıda pişirilerek Teflonun sertleşmesi ve makul düzeyde mekanik bir tutunma gerçekleştirmesi sağlanır. Son olarak yalıtkan bir maddeyle kaplanarak yeniden pişirili
Yunus balıkları hakkında bilmedikleriniz
Hiçbir şey içmezler. Yunuslar çölde hiçbir su kaynağına ulaşamayan hayvanlar gibidir. Suyu yiyeceklerinden (genellikle balık ve kalamar) ve su açığa çıkaran vücut yağlarını yakarak elde ederler.
Yunuslar balinadır, katil balina yunusların en büyük üyesidir. İsimleri İspanyolcada asesina-ballenas, yani "katil balina" sözünün değişime uğramış halidir. Bu şekilde adlandırılmalarının nedeni, bir grubunun biraraya gelince daha büyük balinaları öldürebilmesidir.
Yaşlı Plinius bu şanı devam ettirmelerinde yardımcı olmamıştır. Ona göre bir katil balina ancak şöyle tanımlanabilir ya da tasvir edilebilirdi: "Vahşi dişlerle donanmış, korkunç büyüklükte bir et kütlesi.."
Yunusların diğer tüm memelilerden daha fazla, 260'a kadar dişleri olabilir. Buna rağmen balıkları bütün olarak yutarlar. Dişler sadece avı kavramaya yarar.
Yunuslar boğulmamak ve korunmak için tek gözü kapalı uyurlar
Yunuslar beyinlerinin bir yarısını ve aynı anda zıt yöndeki gözlerini kapatarak uyurlar. Beynin geri kalanı uyanık kalırken diğer göz, yırtıcı hayvanları ve engelleri izler ve su yüzüne çıkıp nefes almayı hatırlar. İki saat sonra yan dönerler. Bu sırada suda giden "tomruk"lara benzerler.
Yunuslar Vietnam Savaşı'ndan beri büyük hizmet verdikleri Amerikan Donanması'nda çalışıyor. Amerikan Donanması şu anda yüz kadar yunus ve otuz kadar diğer deniz memelilerinden çalıştırıyor. Altı denizaslanı yakın zamanda Irak Görev Gücü'ne tayin edildi.
Katrina tayfunundan sonra, Amerikan Donanması'ndan eğitim almış 36 saldırı yunusunun zehirli mızraklarla donanmış olarak denizde gezindiğine dair bir hikaye dolaştı. Bu hikaye bir uydurmaca gibi görünüyor; her şeyin ötesinde "askeri" yunuslar saldın için değil, bir yerleri bulmak için eğitilir
Yunuslar balinadır, katil balina yunusların en büyük üyesidir. İsimleri İspanyolcada asesina-ballenas, yani "katil balina" sözünün değişime uğramış halidir. Bu şekilde adlandırılmalarının nedeni, bir grubunun biraraya gelince daha büyük balinaları öldürebilmesidir.
Yaşlı Plinius bu şanı devam ettirmelerinde yardımcı olmamıştır. Ona göre bir katil balina ancak şöyle tanımlanabilir ya da tasvir edilebilirdi: "Vahşi dişlerle donanmış, korkunç büyüklükte bir et kütlesi.."
Yunusların diğer tüm memelilerden daha fazla, 260'a kadar dişleri olabilir. Buna rağmen balıkları bütün olarak yutarlar. Dişler sadece avı kavramaya yarar.
Yunuslar boğulmamak ve korunmak için tek gözü kapalı uyurlar
Yunuslar beyinlerinin bir yarısını ve aynı anda zıt yöndeki gözlerini kapatarak uyurlar. Beynin geri kalanı uyanık kalırken diğer göz, yırtıcı hayvanları ve engelleri izler ve su yüzüne çıkıp nefes almayı hatırlar. İki saat sonra yan dönerler. Bu sırada suda giden "tomruk"lara benzerler.
Yunuslar Vietnam Savaşı'ndan beri büyük hizmet verdikleri Amerikan Donanması'nda çalışıyor. Amerikan Donanması şu anda yüz kadar yunus ve otuz kadar diğer deniz memelilerinden çalıştırıyor. Altı denizaslanı yakın zamanda Irak Görev Gücü'ne tayin edildi.
Katrina tayfunundan sonra, Amerikan Donanması'ndan eğitim almış 36 saldırı yunusunun zehirli mızraklarla donanmış olarak denizde gezindiğine dair bir hikaye dolaştı. Bu hikaye bir uydurmaca gibi görünüyor; her şeyin ötesinde "askeri" yunuslar saldın için değil, bir yerleri bulmak için eğitilir
Beynimiz hangi renktedir?
Gri madde ve beyaz madde
İşleri biraz karıştıralım; yaşayan bir beynin yaklaşık yüzde 40'ı "gri madde", yüzde 60'ı "beyaz madde"den oluşur. Bu ifadeler bizim gördüğümüz renklerle örtüşen tanımlamalar değil, daha ziyade küçük parçalara ayrılmış ve bölümler halinde iki belirgin şekilde farklı beyin dokusudur.
Beyin incelemeleriyle bu bölümlerin her birinin fonksiyonunun ne olduğunu anlamaya başladık.
Gri madde gerçek bilgi "işlemesi"nin yapıldığı hücreleri içerir. Beyinde kullanılan oksijenin yaklaşık yüzde 94'ünü kullanır.
Beyaz madde yağlı bir protein olan myelin'dir, hücrelerin dışına doğru uzayan dendrit ve aksonları sararak birbirinden ayırmaya yarar. Farklı gri maddeleri birbirine ve gri maddeyi vücudun diğer taraflarına da bağlayarak beynin iletişim ağını oluşturur.
İyi bir benzetme bilgisayardır
Gri madde işlemci, beyaz madde ise kablo bağlantısını oluşturur. Zeka dediğimiz şey hem birlikte hem de hızlı çalışmayı gerektirir.
Kadınla erkeklerin beyni farklı
Şimdi iş daha da ilginç bir hal alıyor: Califomia ve New Mexico üniversitelerinde aynı IQ'ya sahip kadın ve erkek beyinleri üzerinde incelemeler yapıldı. Sonuçlar şaşırtıcıydı:
Erkeklerde kadınlarınkinden altı buçuk kat daha fazla gri madde varken
kadınlarda erkeklerden on kat daha fazla beyaz madde vardı.
Kadınlardaki beyaz maddenin ön loblarda yoğunlaşmış olduğu,
erkeklerdeyse ön loblarda hiç beyaz madde olmadığı anlaşıldı.
Bu ön lobların duygusal kontrol, kişilik ve karar almada önemli olduğu düşünülüyor.
Yani cinsiyet farkıyla ilgili bütün çeşitli "Mars ve Venüs" teorileri yakında fizyolojik bir gerekçe bulabilir. Kadın ve erkeğin beyni farklı bağlantı ve şekillenmeye sahip gibi görünüyor. Ortaya çıkan sonuç (zeka) aynı, fakat üretilme şekli çok farklıdır..
Dört boyuttan daha fazlası varmıdır?

Şimdiye kadar üçü uzayda, biri zamanda olmak üzere dört boyut belirlenebildi. Ama fizikçiler, evrende daha fazla "saklı" boyutların olabileceği olasılığını araştırıyorlar. Bir benzetmeyle açıklamaya çalışırsak, uzaktan bakıldığında tek bir şerit halinde görülen bahçe hortumu yakından bakıldığında üç boyutlu görülür. Bu saklı boyutlar birbirine sıkıca kenetlenmiş olduğu halde, evrenimizin şekillenmesinde anahtar rol oynarlar. Bütün atomları ve güçleri kapsayan bir eşitlikler serisi olan "Her şeyin Teorisini araştıran fizikçiler, bildiğimiz 4 boyuta 6 boyut daha ilave edilirse, bazı zor problemlerin ortadan kalkacağını iddia ediyorlar. Bu şöyle açıklanabilir, bazı matematik problemlerini çözmemize yarayan bu saklı boyutların varlığını bugüne kadar somut olarak kimse ispat edememiştir
hayvan
ilginç
ilginç yazılar
tuhaf bilgiler
uzaya çıkan ilk canlı
Uzaya giden ilk hayvan hangisidir ?
Uzaya giden ilk hayvan hangisidir?
Meyve sinekleri laboratuvarlar için idealdir. Bilinen insan hastalıkları genlerinin dörtte üçünün genetik kod karşılığı meyve sineklerinde bulunur. Onlar da geceleri uyur, narkoza benzer bir tepki verir ve en güzeli de çok çabuk ürerler. 15 günde yepyeni bir jenerasyon oluşturabilirsiniz.
.
Meyve sineğinden sonra yosun, sonra da maymun gönderildi
Uzay, "100 km yükseklikten sonra başlar" diye tarif edilir. Uzaya meyve sineğinden sonra ilk olarak yosun ve sonra da maymun gönderildi.
Uzaydaki ilk maymun 1949'da 134 km yüksekliğe ulaşan Albert II idi. Onun selefi Albert I bir yıl önce 100 km sınırına ulaşamadan boğularak can verdi. Maalesef Albert II de iniş sırasında roket kapsülündeki paraşütün açılmaması nedeniyle öldü.
Uzaydan bir maymunun sağlam dönebilmesi 1951'i buldu Albert VI ona eşlik eden 11 fareyle birlikte dönmeyi başardı (gerçi o da dönüşünden iki saat sonra öldü).
Genelde öncü uzay maymunları pek uzun ömürlü olmaz, fakat 1959'daki görevinden sonra 25 yıl yaşamış olan sincabımsı maymun Baker gurur verici bir istisnadır.
Ruslar köpekleri tercih etmiştir
Rusların yörüngeye gönderdiği ilk hayvan Sputnik 2'deki Laika'dir (1957). Laika uçuş sırasındaki sıcaklık stresinden dolayı öldü.
Uzaya 1961'de çıkan ilk insan Yuri Gagarin'den önce en az on köpek daha gönderilmişti. Bu köpeklerden altısı yaşamlarına devam etti.
Ruslar 1968'de uzayın derinliklerine de hayvan gönderdi. Bu hayvan bir Horsefield kaplumbağasıydı ve ayın yörüngesindeki ilk canlı varlık (aynı zamanda dünyanın en hızlı kaplumbağası) oldu.
Uzaya gönderilmiş olan diğer hayvanlar
Uzaya gönderilmiş olan diğer hayvanlar arasında şempanzeler (hiçbiri ölmemiştir), hintdomuzu, kurbağa, fare, kedi, eşekarısı, böcek, örümcek ve çok dayanıklı bir balık olan mummi-chog var. Japonların uzaya gönderdiği hayvanlar ise 1985'te yolladıkları on tane semenderdir.
2003'teki Kolombiya uzay mekiği faciasından sağ kurtulan tek canlı, enkaz altında bulunan mekiğin laboratuvarından çıkan nematod kurtlarıdır.
Kanarya Adaları'nın ismi hangi hayvandan gelir?
Bu takımada adını, en büyük adasında bulunan hem vahşi hem de evcil çok miktardaki köpekten dolayı, Romalılar tarafından verilen "Köpek Adası" isminden (Insula Canana) almıştır.
Kanarya Adaları'nda Amerika'yı tehdit eden volkan ..
Kanarya Adaları'ndan Las Palmas Adası üzerindeki volkanın, adanın batı yarısında feci bir çöküşe sebep olabilecek ve Atlantik'i aşarak sekiz saat sonra ABD'nin doğu kıyısına otuz metrelik dalgalar halinde çarpan bir tsunamiye yol açabilecek potansiyele sahip olduğu söyleniyor.
"Kanarya Güreşi"nde rakipler terrero denen kumdan bir daire içinde karşı karşıya gelir. Amaç, rakibin ayakları dışında vücudunun herhangi bir yerini kuma değdirmektir. Vurmaya izin yoktur. Bu sporun ortaya çıkışı adaların İspanyollardan önceki yerli halkı Guanches'lere dayanmaktadır.
Islık dili okulda da öğretiliyor
Silbo Gomero (Gomera Islığı) Kanarya Adalarından Gomera'da derin vadiler arasında iletişim sağlamak için kullanılan ıslıklı bir dildir. Bu dili konuşanlar "silbador" olarak adlandırılır. Köken olarak Guanche dilinden gelmiş olsa da, o kadar iyi adapte olmuştur ki, modern silbadoçlar fiilen İspanyolca ıslık çalabilmektedir. Bu, Gomeralı okul çocukları için öğrenilmesi mecburi bir konudur.
Kanaryalar bir tür ispinozdur
Yüzyıllarca, İngiliz madencilik düzenlemeleri gaz kaçağı tespiti için madenlerde küçük bir kuş bulundurmayı zorunlu kılmıştır.
Kuşların bu şekilde kullanımı 1986'ya kadar sürmüş, bu ifade ise 1995'e kadar yasalardan kaldırılmamıştır. Bu uygulamanın altında, karbonmonoksit ve metan gibi zehirli gazların madencilerden önce kuşları öldüreceği mantığı yatmaktadır. Kanaryalar, çok öttükleri ve bu nedenle de sesleri kesilip yere yığıldıklarında daha kolay fark edilebilecekleri için daha çok tercih ediliyorlardı.
Sadece erkek kanaryalar öter; ayrıca telefonları ve diğer ev aygıtlarını taklit edebilirler. Çizgi film kahramanı Tweety bir kanaryadır.
Kanaryalar aslen benekli yeşilimsi-kahverengidir, fakat insanların 400 yıl boyunca melez ırk yetiştirmeleri sonucu kanaryaların bilindik sarı renkleri oluşmuştur. Kimse kırmızı bir kanarya yetiştirmemiştir, fakat kırmızıbiberle beslemek kanaryanın rengini turuncuya çevirir.
Londra'nın Köpekler Adası (isle of Dogs) sözde ilk defa 1588'de haritada yer almıştır: Belki de kraliyet köpeklerinin barındığı yer olduğu içindir, belki de sadece kötüleme ifadesidir. Kanarya Rıhtımı'nın orada bulunması tuhaf bir rastlantıdır
bilim
ilginç
ilginç yazılar
tuhaf bilgiler
Yağmur damlasının şekili nasıldır ? Yağmur damlası resimi
Yağmur damlasının şekili nasıldır?
Rulman ve kurşun gülle yapanlar düşen sıvıların bu özelliğini üretim süreçlerinde kullanır: Dökme kurşun çok yüksekten bir kalburdan geçirilerek soğuk suya damlatılır ve küre şeklini alır.
Gülle üretme kuleleri bu amaç için yapılırdı. Bu kulelerden biri 1951'deki İngiltere Festivali'ne kadar Londra'da Waterloo Köprüsü'nün yanında bulunmaktaydı.
Sadece 71 metre olan Baltimore'daki Phoenix Gülle Kulesi (hâlâ ayaktadır) İç Savaş'tan sonra Washington Anıtı yapılana kadar ABD'nin en yüksek binasıydi...
Atlas omuzların neyi taşımaktadır?
Titanlar Olimposlulara karşı isyan edince Zeus, Atlas'ı gökyüzünü taşıma cezasına çarptırdı. Bununla birlikte, Atlas çoğunlukla küre şeklinde bir şey taşırken tasvir edilir, en mükemmeli de Flaman Mercator'un toplu halde yayınlanan haritalarının kapağında kullanılanıdır.
Daha yakından bakılırsa bu kürenin aslında Dünya değil, gökkubbe olduğu görülecektir. Ayrıca Mercator, kitabının adını Titan'dan değil, ilk kez "göksel" küreyi ("yerküre"nin aksine) ürettiği kabul edilen (dağlara da adını vermiş olan) efsanevi filozof, Moritanya Kralı Atlas'tan almıştır.
Bu kitap, Mercator'un Atlası olarak tanındı ve bu isim daha sonraki herhangi bir harita kitabı için de kullanıldı.
Bir ayakkabı tamircisinin oğlu olan Gerard Mercator, 1512'de doğduğunda adı Gerard Kremer'di. Soyadı Flaman dilinde "pazar" anlamına geliyordu, bu yüzden soyadını Latinleştirip "pazarcı" anlamına gelen Mercator yaptı.
Mercator modern haritacılığın babasıdır ve tabii tüm zamanların en önde gelen Belçikalısıdır.
Mercator'un ünlü 1569 izdüşüm haritası -ki bu dünyayı enlem ve boylamların düz çizgileriyle kusursuz bir şekilde haritaya aktarma konusundaki ilk denemedir- çoğu insan için hâlâ "dünya"nın en inandırıcı görünüşü olmaya devam ediyor. Daha da önemlisi, ilk defa yanlışsız konum ve rota belirlemeye imkan vererek Keşif Çağı'nın bilimsel temelini oluşturmuştur.
Bazı biçim çarpıklıkları nedeniyle Mercator'un izdüşümü artık haritalarda ve atlaslarda çok seyrek kullanılıyor: 1989'da önde gelen ABD'li harita bilimi kurumları bu izdüşümün kullanımdan tamamen kaldırılması gerektiğini açıkladı.
İlginçtir ki, bu açıklama, NASA'nın, Mercator'un izdüşüm; yöntemini Mars'ın haritasını çıkarmak için kullanmasını engellemedi
Birinci Dünya Savaşı'nda Alman üniformaları nasıl yapıldı?
Pamuğun yerini tutabilecek uygun bir madde arayan bilimciler zekice bir çözüm denedi: Çok az miktarlarda pamuğu ısırgan otuyla karıştırdılar; özellikle de kaşındıran ısırganların (Urtica dioica) sert liflerini kullandılar.
Almanlar hiçbir sistematik üretim olmaksızın bu maddeden 1915'te 1,3 milyon kilo, bir sonraki yılsa 2,7 milyon kilo daha yetiştirdiler.
Küçük bir muhabereden sonra İngilizler iki Alman giysisini ele geçirmiş ve bu giysilerin yapısını şaşkınlıkla incelemiştir. ..
Isırganın pamuğa kıyasla birçok tarımsal kolaylığı vardır: Pamuk çok fazla sulama ister, sadece ılık iklimlerde yetişir ve ekonomik olarak yetiştirilmek isteniyorsa bol miktarda zirai ilaç gerektirir.
"Tamamen ısırgandan bir ceket" giymenin de tehlikeli bir tarafı yoktur, kaşındıran tüyler -zehir dolu silikadan yapılmış küçük deri altı şırıngaları- üretimde kullanılmaz. Sadece gövdedeki uzun lifler işe yarar.
Elbette bu bitkinin çeşitli kullanımlarını ilk keşfeden Almanlar değildi. Avrupa çevresindeki arkeolojik kalıntılar bu bitkinin balık ağı, sicim ve giysi yapımında on binlerce yıldır kullanılmakta olduğunu göstermektedir.
İngiltere'nin Dorset kasabasının Marshwood köyünde Bottle Inn adında bir bar her sene Dünya Isırgan Yeme Şampiyonası düzenlemektedir. Kurallar çok katıdır: Eldiven yok, ağza uyuşturucu madde almak yok (bira hariç) ve kusmak yok.
İşin püf noktası, ısırgan yaprağının tepesini kendinize doğru katlayıp dudaklarınız arasından ittirmekte ve bir yudum birayla hızlıca mideye indirmekte yatıyor. Kuru ağız, yara bere olur derler. Bir saatin sonunda boş sapları ardı ardına ekleyip en uzun sap dizisini yapan kazanır.
Şu andaki rekor erkeklerde 14,6 metre, kadınlarda 8 metre civarındadır
















